0850 622 67 00

Uluslararası Ortadoğu Konferansının Üçüncüsü İstanbul Gelişim Üniversitesinde Gerçekleşti

     İstanbul Gelişim Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi’ne bağlı Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından geleneksel olarak düzenlenen Uluslararası Ortadoğu Konferanslarının üçüncüsü 17 Mart 2017 günü Güzel Sanatlar Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Gerek ilgili akademisyenlerin gerekse öğrencilerin yoğun bir şekilde katıldığı konferansın bu seneki başlığı “Ortadoğu’nun Geleceği: Bölgesel ve Küresel Güç Dengeleri” şeklinde belirlenmişti. Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli ile Rektörümüz Prof.Dr. Burhan Aykaç’ın yaptığı açılış konuşmalarının ardından, konferans Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ragıp Kutay Karaca’nın sunuş konuşmasıyla başladı. Konferansın ilk oturumuna geçilmeden önce, katılımcılardan Prof. Dr. Gonca Durgun, 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen “kalkışmaya”nın Türkiye’nin Ortadoğu politikasına etkilerine dair genel bir değerlendirme yaptı.

    Doç. Dr. Ragıp Kutay Karaca’nın başkanlığında gerçekleşen birinci oturumda, Prof. Dr. Cengiz Tomar, Orta Doğu olarak tanımlanan bölgenin önemine değinerek, bu bölgenin eski dünyanın merkezi, semavi dinlerin doğduğu topraklar olduğunu, bu sebeple günümüzde de jeopolitik ve stratejik bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Bu topraklarda ortaya çıkan dinlerden ödünç alınan unsurların bir takım örgütler tarafından kullanılarak bir iktidar mücadelesi aracına dönüştürüldüğüne değinen Tomar, sünni restorasyon olarak değerlendirilebilecek sürecin 800 yıl devam eden bir hakimiyeti ortaya çıkarttığını belirterek, etnik ve mezhepsel yapılaşmanın oluşmasına zemin hazırladığını ifade etti.

     Avrupa ve Orta Doğu’daki kriz üzerine bir değerlendirme yapan Dr. Andreas Leutzsche, özellikle Avrupa Birliği’nin dış politika aktörü olarak bölgesel krizlere yönelik yaklaşımlarında yaşadığı çelişkilere dikkat çekti ve bu durumun üye devletlerde yaşanmakta olan siyasi sorunlardan kaynaklandığını belirtti. Özellikle bölgesel ve küresel güçlerin bölge üzerinde yarattıkları meşruiyet sorununa değinen Leutzsche, Orta Doğu’da yaşanan sorunların modernleşme kapsamında da değerlendirilmesi gerektiğine ve küresel boyuta ulaşmış bölgesel sorunların yerel tepkilerle çözümlenemeyeceğine dikkat çekti. Özellikle son dönemde Avrupa’da gözlemlenen popülist hareketlerin AB için dikkatin dış politika yerine iç politikaya yöneltilmesine sebep olduğuna değinen Leutzsche, yaşanan gelişmelere paralel olarak yeni küresel çizgilerin belirlenmesi gerektiğini ancak bu durumun bölgesel güçlerin yükselmesi için potansiyelleri ve zorlukları bir araya getireceğini ifade etti.

       Prof. Dr. Şenol Durgun, Orta Doğu’da yaşanan gelişmeleri iktidar ve nüfus kazanma mücadelesi kapsamında değerlendirerek, bu bölgede oluşan siyasi ve sosyal fay hatlarının mezhepsel farklılıklara dayandırıldığına dikkat çekti. Bölgede özellikle dini yaklaşımlar ve etnik ile ulusçu yaklaşımlar olmak üzere iki farklı gelişme yaşandığını belirten Şenol, bölgenin Batı ile karşılaşmasının ardından buradaki akımların Orta Doğu üzerinde ciddi bir etki bıraktığını, buna tepki olarak da bölgede yaşayanların alternatif ve oryantalist arayışlar içine girdiğini ifade etti. Batı ile eklemleşme eğilimi gösteren Orta Doğu bölgesinde artık büyük siyasal projeler yerine bireyselliğin ön plana çıktığını belirten Şenol, aynı zamanda Orta Doğu ve Türkiye’deki islami gelişmelerin de birbirlerinden farklı olarak ilerlediğine dikkat çekti.

     Başkanlığını Prof. Dr. Hasan Köni’nin yaptığı sempozyumun ikinci oturumunda, Prof. Dr. Alexander Kornilov Rusya’nın Orta Doğu politikasını değerlendiren bir sunum gerçekleştirdi. Rusya’nın ulusal güvenlik stratejisi ve dış politikasına odaklanan Kornilov, Putin başkanlığında özellikle 2000-2008 yılları arasında Rusya’nın bölgeye geri dönüşüne yönelik bir jeopolitik sürecin başladığına değindi. Rusya’nın Orta Doğu’ya yönelik etkisinin, ülkenin Türkiye, İran, Mısır ve İsrail ile başlattığı siyasi diyaloglar ile başladığına değinen Kornilov, Rusya’nın aynı zamanda Suriye, İran ve Mısır ile askeri-teknik işbirliği başlattığını, terörle mücadelede bu ülkelerin yanı sıra Irak ve Ürdün ile de işbirliği sürecine girdiğini belirtti. Putin’in diplomatik girişimlerinin temelinde Rusya’nın çok kutuplu bir dünya sisteminde yer almasına yönelik bir istek bulunduğuna dikkat çeken Kornilov, Rusya’nın dış politika gelişimine aynı zamanda bölgesel ve küresel düzeyde yaşanan gelişmelerin de etki ettiğinin unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.

        Oturumun ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Hossein S. Seifzadeh, İran’ın Orta Doğu ve uluslararası politikası konulu sunumunda bütünsel çok-düzeyli kavramsal bir çerçeve geliştirerek değişen dünya düzeni hakkında farklı tanımlamalara ve analiz yöntemlerine değindi. Liberal-laik ve ütopik dini dünya düzeni altında küresel düzeyde yer alan küreselleşen kuzey ile yerlilerin hak ve çıkarlarını koruyan İran’ın konumuna değinen Seifzadeh, İslam biliminin üç farklı yaklaşımı hakkında tespitlerde bulundu.  Bu yaklaşımları, ahlaki ve geniş görüşlü İslam bilimi, faydacı ve vatansever İslam bilimi, ve kökten dinci, dışlayıcı ve zıtlayıcı İslam bilimi olarak tanımlayan Seifzadeh, bu yaklaşımlara bağlı olarak kriz olmayan bir dünya sisteminin yaratılabilmesi için yeni siyasi yaklaşımlar benimsenmesi gerektiğine dikkat çekti. Farklı seçenekler arasından İran için en uygun seçimin faydacı ve vatansever İslam biliminin benimsenmesi olduğuna değinen Seifzadeh, bu kapsamda, diğer büyük güçler arasında olası bir kazanma ihtimalinin bulunmadığı savaş durumlarından İran’ın kazançlı çıkacağını belirtti.

     Oturumun son konuşmacısı Doç. Dr. Ahmet Kasım Han, uluslararası sistemin doğru anlaşılması ve mevcut güç dağılımı ile bu dağılımın yarattığı etkilerin iyi analiz edilmesi gerektiğini belirtti. Güç dağılımlarında yaşanan değişimlerin aslında sistemin değişmeyen bir unsuru haline geldiğini belirten Han, 30 Yıl Savaşlarında olduğu gibi günümüzde de devletlerin mezhepler üzerinden girdiği savaşlar yaşandığını ifade etti. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde küreselleşmenin de etkisiyle içine girilen geçiş döneminin bugün itibariyle Orta Doğu bölgesinde daha çok hissedildiğine değinen Han, bu bölgede yer alan devletlerin aslında ulus-devlet oluşturacak siyasi-sosyal tarihsel yapılara sahip olmadığını belirtti. Bu coğrafyada yer alan devletlerin gerçek devlet-toplum bütünlüğü yaratabilmeleri durumunda değişimin daha az zorlayıcı olabileceğine dikkat çeken Han, mevcut gelişmelere bağlı olarak sorunların çözülememesi noktasında savaşın kaçınılmaz olabileceğine değindi.

     Soru-cevap bölümünün ardından, konferans katılımcılara plaketlerinin sunulmasıyla sona erdi.