Deprem sonrası kaygıya dikkat

İnsanların yaşamsal tehdit aldıklarında öncelikle korku ve panik belirtileri gösterdiğini belirten Klinik Psikolog Ünal Erdem Elli, “Yaşamsal tehdit anlık olarak ortadan kalksa bile, bu şiddetli korku ve kontrol kaybı duygusu, bireyin depremden sonra da kaygı duymasına ve buna ilişkin belirtiler göstermesine neden olur” diye konuştu.

Deprem sonrası kaygıya dikkat

Çok yaygın görülen belirtilerin başında aşırı tetiktelik geldiğini belirten Elli, “Bu belirtiyi gösteren birey örneğin çok ufak bir sesten, yemek yerken masanın hafif bir titremesinden hatta bazen yakınındaki birinin kendisine dokunmasından bile fazlaca etkilenip yoğun bir panik duygusu yaşayabilir. Bu durumdaki birey deprem sebebiyle bedensel bir tehdit almış olduğundan dolayı bedeni halen “alarm” halindedir ve bu sebeple dış uyaranlara aşırı hassasiyet gösterir. Olağan şartlarda deprem gibi afetlerden sonra bu belirtilerin zamanla ortadan kalkmasını bekleriz ancak eğer belirtiler ısrarla devam ederse, Travma Sonrası Stres Bozukluğu adını verdiğimiz bir psikiyatrik bozukluğa işaret edebilir” dedi.

“UZUN SÜREN KAYGI PSİKİYATRİK MÜDAHALE GEREKTİRİR”


İnsanların kaygı nedeniyle bazı mekânlardan ya da durumlardan kaçınmaya başlayabileceğini ifade eden İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Klinik Psikolog Ünal Erdem Elli,  “Örneğin 1999 depreminde insanlar depreme yataklarında yakalandıkları için, çoğu insan uzun süre yatağında yatamamış, yaşadıkları kaygı aynı zamanda uykusuzluk gibi problemlerle de kendisini göstermiştir. Başka bir insan tüm binalara girmekten kaygı duyuyor olabilir ve bu işte ya da gündelik yaşantısında ciddi sorunlara yol açmaya başlar. Kaygı tepkileri de yoğun olmaları ve uzun sürmeleri durumunda psikolojik ya da psikiyatrik müdahaleyi gerektirir. Yaygın reaksiyonlardan birisi de tehlike anının, yani deprem anının yeniden yaşantılanmasıdır. Birey örneğin uykuya dalmadan önce deprem anı tekrar gözünün önüne gelebilir ve yaşadığı dehşet duygusunu yeniden deneyimleyebilir. Bu da travmaya verilen yaygın tepkilerden biridir” ifadelerini kullandı.

“ÇOCUKLARDA KONTROL KAYBI DUYGUSU DAHA YOĞUN”


Çocuklar için de travmanın benzer bir psikolojik süreç yarattığını ancak belirtilerinin ve yoğunluğunun çocuk için farklı olabileceğini belirten Elli, “Çocuklar dış dünyada olan biteni anlamak konusunda yetişkinin zihinsel becerilerine sahip olmadıkları için, kontrol kaybı duygusunu daha yoğun deneyimlerler. Yani çocuk için olan biten, daha zor anlamlandırılabileceği için yaşadığı belirsizlik duygusu daha yoğundur. Çocuklar korkularını bazen doğrudan ifade edemeseler de ebeveynleri çocuklarının örneğin oyunlarında sıklıkla deprem temasını işlediklerini, sıklıkla depremle ilgili sorular sorduklarını, bazen uykularından depreme ilişkin kâbuslar görerek uyandıklarını gözlemleyebilirler” dedi.

Çocuk da olsa yetişkin de olsa, kişilerin depreme ilişkin kaygı, duygu ve korkularını ifade edebilmeleri için cesaretlendirilmeleri gerektiğini vurgulayan İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Klinik Psikolog Ünal Erdem Elli,  “Depremi normalleştirmek mümkün olmayabilir, yani ailelerin de uzmanların da amacı 'Bireylerin depremden korkmamalarını sağlamak' değildir, bu zaten doğru da mümkün de değildir. Deprem gibi yaşamı tehdit eden durumlara karşı insanların verdikleri korku ve kaygı tepkileri normal olduğu için, depremden etkilenen insanlara yönelik yaklaşım, onların duygularını anlamak ve bu duyguların normalliğini bireylere anlatmayı temele almalıdır” dedi.

Ünal Erdem Elli konuşmasını şöyle sonlandırdı:

“Başka bir deyişle deprem normalleştirilemese de depreme verilen duygusal tepkiler normalleştirilebilir. Yani depremden korktuğunu söyleyen bir çocuğa ya da bunu oyunlarıyla belli eden bir çocuğa 'Korkmamasını, korkacak bir şey olmadığını' söylemek bir işe yaramayacaktır. Ne yazık ki bazı ebeveynler 'korktuğunu' söyleyen çocuklarını 'korkak olmakla' suçlayıp, bu çocukların duygularını dışa vurmalarını imkânsız hale getirmektedir. Hâlbuki deprem sonrasında deprem mağdurları ile yapılan çalışmalar bize psikolojik ilk yardım süreçlerinde en çok işe yarayan faktörün 'duyguların normalleştirilmesi' olduğunu göstermektedir, yani bireyler deprem sonrası süreçte yaşadıkları kaygıların olağan olduğunu bildiklerinde ve bu duyguyu paylaşmak konusunda kendilerini rahat hissettiklerinde, söz konusu kaygılardan daha kolay kurtulmakta ve daha uzun süreli bir psikiyatrik bozukluk geliştirme riskleri azalmaktadır. Depreme ilişkin programlar ve okullarda öğrencilere psikolojik destek sunan uzmanların aileleri bu yönde eğitmeleri ve çocukların deprem sonrası yaşadıkları psikolojik belirtileri alay etmeden, baskılamaya çalışmadan, yargılayıcı olmayan ve kabullenici bir tutumla karşıladıkları bir ortam yaratmaları bu psikolojik belirtilerin nispeten daha az kalıcı hasar bırakmasını sağlayabileceğini söyleyebiliriz. Buna rağmen ısrarla süren belirtilerde mutlaka bir uzmanın yardımına başvurulmalıdır.”

Düzenlenme Tarihi: 11.10.2019